ÇETİN EROKAY’DA “MÜTEKABİL” FORMLAR

Kompozisyonda geometrik düzenlemenin “Geo-Art” adı altında akımsal bir içerik kazanması, sanatın özündeki geometrik perspektif ve denge arayışının doğal bir sonucudur. Resim sanatında yüzeyi dolduran bütün elemanlar arasında karşılıklı ilişkileri inandırıcı bir düzeye taşıyacak bağlantılar kurmaya yönelik çabalar, eninde sonunda geometrinin bütünleştirici işlevini göz önüne almak zorundadır. Gilles Deleuze, yaratma eylemine açıklık getirirken, resim sanatının her zaman farklı bloklar icat ettiğine değiniyordu. Ona göre bunlar, ne “kavram blokları”dır, ne de “hareket-süre” blokları. Nitekim müzik de, bu türden bloklar icat eder. İşlevler yaratmak ve icat etmekle kendini yükümlü sayan bilim ise, iki şey arasında “mütekabliliyet” ararken, bir anlamda sanatçının yaptığına benzer bir iş yapmaktadır. Büyük boyutlu kompozisyonlarında renk ve çizgiler arasında müziğe özgü “tını”lar ararken Çetin Erokay da bu mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesinden yola çıkıyor. Burada yalın geometrik formların yan yana gelerek ya da iç içe geçerek oluşturduğu düzen şeması, birbirinden renk ve biçim olarak farklı konumlarla birbirini tamamlayan elemanların karşılıklı yalın ilişkisini öne çıkarmaktadır. Euklid’in geometri konusundaki aksiyom ve postülalarının bilimsel ve kanıtlanmış doğrular olarak ilkçağdan günümüze kadar ulaşan gerçeklikler bütünü de, bu alandaki verilerin karşılıklı ilişkilerini ortaya koymaya yönelikti. Birbirine paralel duran ve birbirini farklı yönlerde kesen doğruların uyumlu konumundan yola çıkan sanat yapıtları ise, bu karşılıklı ilişkilerin estetik çözümünü temel alır. Bu bağlamda Çetin Erokay’ın resimleri, aynı zamanda renksel düzlemler olarak da çizgilerle belirlenmiş geometrik formların kendi aralarındaki denge kıstaslarını temel almakta ve her tür görüntüden ayıklanmış yalın- soyut biçimlerin dinginlik uyandıran mesajına vurgu yapmaktadır. 1940’lardan sonra tümüyle değişen modernite kavramı açısından baktığımızda, bu geometrik olgu kendi içinde seçeneklerini gene kendi mimari biçim kurgusu yoluyla üretmekte, dışardan yabancı bir biçim müdahalesine gerek duymamaktadır doğal olarak. Tekrar mütekabiliyet ilkesine dönecek olursak, Erokay’ın resminde her form, kendisine estetik vizyon kazandıracak olan bir başka formla eşleşme düzeyinde anlam bulduğundan, yüzeydeki konumlama, sonuçta bütünü oluşturacak bir çözüme dayalıdır. Bir başka deyişle çözüm, bütünselliği amaçlamaktadır. Böyle olması da doğaldır, çünkü hangi geometrik parçanın bir başka geometrik parçayla eşleşerek yarattığı uyum, nihai noktada bütün kompozisyonun oluşturacağı uyumla ilişkili olacaktır. Çetin Erokay’da dikkati çeken bir başka olgu, kompozisyonu oluşturan biçimlerin minimum düzeyde tutulması ve izleyicinin görsel belleğine oturabilecek referanslar açısından arı ve duru biçimlere öncelik tanınmış olmasıdır. Bu yönde bir tercih kriteri, resim boyutlarının büyük tutulmasından kaynaklanan etki yaratma endişesiyle de bütünleşmektedir. İzmirli bir sanatçı olarak Erokay’ın 1980’li yıllardan bu yana özenli bir tutum ve özgün espri oluşturucu tavrında izlenen gelişme, aynı konumdaki bir başka otodidakt sanatçının tavrına oranla çok daha kararlı bir tutumu düşündürür. Çevreden aldığı izlenimlerin, bugüne kadar onun kararlı üslubunda herhangi bir sapma yaratmamışsa bu, doğallığa sadık kalmanın ve kişisel görüş doğrultusunda adımlarını sıklaştırmış olmasının sonucudur. Erokay’ı alabildiğine tekilleştirilmiş ve onu, her resimde yalınlığa biraz daha yaklaştıracak seçenekleri gündemde tutmaya yöneltmiş olan ayıklayıcı ve indirgeyici görüş, aslında mimari kaynaklı bir görüştür. Yüzeye dayalı biçim konstrüksiyonu, bir yapının temelden tavana yükselen inşaat birimlerini anımsatır onun çalışmalarında. Üçüncü boyut, onun resminde aynı zamanda gizli bir hacimselliğin göstergesidir. Bu gösterge, belki ilerde espas sorununu da gündeme taşıyabilecektir.